Commercial Arbitration
Apr 30, 2026

Tahkim Bu Coğrafyanın Hafızasında Var

Dr. Ural Aküzüm

Dr. Ural Aküzüm

Contributor

5 MinuteView Profile

Türkiye’de tahkimin gelişim hikâyesi anlatılırken çoğu zaman 1999 anayasa değişikliği başlangıç noktası olarak alınır. Ancak tahkim bize yabancı bir kavram değil. Biz kendi tarihimizde var olan bir hukuki refleksi modern dünyanın diliyle yeniden tanımlıyoruz. Türkiye’nin genç hukuk nüfusu doğru yönlendirilirse ülkeyi küresel tahkim liginde üst sıralara taşıyabilir.

Türkiye bugün hukuk alanında nicelik açısından dikkat çeki­ci ama nitelik açısından kendisine yeni bir yön tayin etmek zorunda olan ülkelerden biri. 2026 itibarıy­la dünyada en fazla hukuk fakülte­sine sahip ülkeler arasında yer alı­yoruz. YÖK verilerine göre aktif hukuk fakültesi sayısı 90’ın üzerin­de. Her yıl binlerce yeni mezun sis­teme giriyor. Aynı dönemde Tür­kiye’nin dış ticaret hacmi de tarih­sel ölçekte büyüdü.

TÜİK verileri ihracatın son yirmi yılda yaklaşık sekiz kat arttığını gösteriyor. Türk müteahhitleri Afrika’dan Orta As­ya’ya, Balkanlar’dan Körfez’e ka­dar çok geniş bir coğrafyada proje yürütüyor. Savunma sanayii, ener­ji, finans, teknoloji, lojistik ve spor ekonomisi gibi alanlarda çok daha karmaşık sözleşmeler kuruluyor. Bu tablo doğal olarak daha sofistike uyuşmazlık çözüm mekanizmala­rını zorunlu hale getiriyor. Tahkim artık yalnızca büyük holdinglerin tercih ettiği teknik bir alan değil, Türkiye’nin büyüyen ekonomik kapasitesinin doğal bir ihtiyacı.

Türkiye’de tahkimin hikâyesi 1999’da başlamadı

Türkiye’de tahkimin gelişim hikâyesi anlatılırken çoğu zaman 1999 anayasa değişikliği başlangıç noktası olarak alınır. Gerçekten de kamu hizmet imtiyaz sözleşmele­rinde uluslararası tahkimin önü­nün açılması önemliydi. Ardından 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu yürürlüğe girdi. Avrupa Birliği reform süreci, yabancı ser­maye girişini hızlandırma hedefi ve yatırım hukukundaki dönüşüm bu süreci destekledi. Daha sonra İstanbul Tahkim Merkezi’nin ku­rulması Türkiye adına önemli bir kurumsal eşikti.

Ancak hikâyeyi sadece bu dö­nemle sınırlamak büyük bir tarih okuma hatası olur. Tahkimi yal­nızca Anglo-Sakson ya da kıta Av­rupası hukukundan ithal edilmiş teknik bir mekanizma gibi değer­lendirmek meseleyi eksik okumak­tır. Çünkü Anadolu’nun toplumsal pratiğinde, İslam hukuk gelene­ğinde ve Türk devlet hafızasında mahkeme dışı çözüm yöntemleri yüzyıllardır vardır. Modern düzen­lemeler çoğu zaman toplumsal ha­fızada zaten var olan refleksleri hu­kuki kuruma dönüştürür. Tahkim de tam olarak böyledir.

İslam hukukunda tahkim güçlü bir gelenektir

İslam hukukunda tahkim kav­ramı oldukça köklü bir yere sa­hiptir. “Hakem tayini” sistemi özellikle ticari uyuşmazlıklar­da ve aile hukukuna ilişkin ih­tilaflarda uzun yıllar uygulan­mıştır. Kur’an-ı Kerim’de Nisa Suresi’nin 35’inci ayeti aile uyuş­mazlıklarında tarafların birer ha­kem belirlemesini açık biçimde düzenler. Bu yaklaşım zamanla daha geniş bir hukuki pratiğe dö­nüşmüştür.

Hanefi hukuk geleneğinde ta­rafların rızasıyla belirlenen ha­kemlerin kararlarının önemli bir bağlayıcılığı olmuştur. Osman­lı ticaret hayatında loncalar, ahi birlikleri ve çeşitli meslek örgüt­leri kendi iç uyuşmazlıklarını ço­ğu zaman mahkemeye taşımadan çözebilmiştir. Akdeniz ticaret tarihi incelendiğinde de Müslü­man tüccarların kendi araların­daki ihtilafları çözmek için tah­kim benzeri mekanizmaları erken dönemlerden itibaren kullandık­ları görülmektedir. Bu açıdan ba­kıldığında tahkim, İslam huku­kuna yabancı değil, aksine onun pragmatik ve ticaret dostu karak­terinin önemli bir parçasıdır.

İslamiyet öncesi Türk dev­let geleneğinde de benzer uygu­lamalar görülür. Hun, Göktürk, Uygur ve Karahanlı dönemlerin­de merkezi otorite kadar töreye dayalı çözüm mekanizmaları da güçlüydü. Boy beyleri, aksakal­lar ve itibarlı toplumsal figürler uyuşmazlıkların çözümünde ak­tif rol oynuyordu. Devlet her ihti­lafın içine doğrudan girmiyordu.

Bu refleks Anadolu’da da uzun yıllar devam etti. Bugün dahi Do­ğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı bölgelerinde dini liderler, kanaat önderleri, aşiret büyükle­ri ve halk arasında “mele” olarak anılan isimler tarafları bir araya getirerek çözüm üretmeye çalışı­yor. Elbette modern hukuk devle­ti açısından yargısal yetki devlet kurumlarındadır ve böyle olma­lıdır. Ancak bu sosyolojik gerçek bize önemli bir şey söylüyor: Bu toplum uzlaşma kültürünü ve ha­kemlik refleksini tarih boyunca taşıdı. Tahkimin toplumsal zemi­ni sandığımızdan çok daha güçlü.

İstanbul neden bölgesel tahkim başkenti olmasın?

Önümüzdeki dönemde asıl me­sele geçmişi romantize etmek değil, bu tarihsel birikimi çağın ihtiyaçlarına adapte edebilmek­tir. Türkiye bugün Avrupa, Kör­fez, Orta Asya, Kafkasya ve Af­rika arasında çok önemli bir ti­caret koridorunun merkezinde bulunuyor. Orta Koridor proje­leri, enerji yatırımları, savunma sanayii ihracatı ve altyapı sözleş­meleri düşünüldüğünde tahkim talebi daha da büyüyecek.

Bu noktada elimizde ciddi avantajlar var. İstanbul Tahkim Merkezi bugün bölgesel ölçekte giderek daha görünür hale geli­yor. Bunun yanında Organisati­on of Islamic Cooperation Arbit­ration Centre gibi yapılar İslam dünyasında alternatif uyuşmaz­lık çözüm mekanizmalarının ku­rumsallaşması açısından önem taşıyor. Dubai, Singapur ve Paris nasıl kendi bölgelerinde merkez haline geldiyse İstanbul da ben­zer bir rol üstlenebilir.

Bunun için yalnızca mevzuat yeterli değildir. İtibarlı tahkim kurumları kadar itibarlı tahkim hukukçularına da ihtiyaç var. Yabancı dil bilen, dünyadaki iç­tihatları takip eden, teknolojiye ve yapay zekâ destekli hukuk sü­reçlerine adapte olabilen, finan­sı okuyabilen ve güçlü muhake­me kabiliyeti olan yeni nesil Türk hukukçularına ihtiyacımız var. Türkiye’nin genç hukuk nüfusu aslında büyük bir avantajdır; doğ­ru yönlendirilirse bu insan kay­nağı ülkeyi küresel tahkim ligin­de üst sıralara taşıyabilir.

Mesele şudur: Tahkim bize dı­şarıdan dayatılmış yabancı bir kavram değildir. Biz belki sade­ce kendi tarihimizde var olan bir hukuki refleksi modern dünya­nın diliyle yeniden tanımlıyoruz. Ve belki de Türkiye’nin hukuk alanındaki yeni yükselişi tam bu­rada başlayacaktır.