Uluslararası tahkim, son yıllarda yalnızca ticari uyuşmazlıkların çözüm yöntemi olmaktan çıktı; jeopolitik rekabetin hukuki sahnesine dönüştü.
ICSID verilerine göre 2025 mali yılında kaydedilen 109 dosya ile yatırım tahkimi tarihinin en yüksek başvuru sayısına ulaşıldı. Bu artış, küresel sermaye hareketleri ile devlet müdahaleleri arasındaki gerilimin büyüdüğünü açık biçimde gösteriyor. Özellikle enerji, maden ve altyapı sektörlerinde yoğunlaşan uyuşmazlıklar, tahkimi artık ekonomik olduğu kadar stratejik bir araç haline getirmiştir.
Venezuela: Kamulaştırmadan tahkime
Venezuela, tahkim hukukunda adeta bir laboratuvar işlevi görüyor. Hugo Chávez dönemindeki kamulaştırma politikaları sonrasında ülke aleyhine elliden fazla yatırım tahkimi başvurusu yapıldı ve bunların önemli bölümü hâlâ sonuç üretmeye devam ediyor.
ConocoPhillips kararında olduğu gibi milyarlarca dolarlık tazminat hükümleri, tahkim sisteminin yatırımcı korumasındaki ağırlığını ortaya koydu. Buna karşın Venezuela’nın 2012’de ICSID Sözleşmesi’nden çekilmesi ve kararların tahsilinde yaşanan güçlükler, sistemin uygulanabilirliği tartışmasını büyüttü.
Son dönemde ise Caracas yönetiminin enerji ve madencilik sektörlerini yabancı yatırıma açan reformlarıyla birlikte uyuşmazlıkların yeniden tahkim yoluyla çözülmesi planlanıyor. Bu durum, tahkimin devlet politikalarıyla ne ölçüde iç içe geçtiğinin güncel bir örneğidir.
Maduro sonrası hukuki arayış
Maduro yönetimi altında tahkim kararlarının tahsilindeki zorluklar, yatırımcılar için ciddi belirsizlik yaratmıştı. Ancak son gelişmeler, siyasi değişimin tahsil kabiliyeti ve yeni başvurular açısından oyunun kurallarını değiştirebileceğini gösteriyor.
Bu süreçte tahkim yalnızca bir uyuşmazlık çözüm yöntemi değil; aynı zamanda ekonomik yeniden yapılanmanın aracı olarak öne çıkıyor. Devletlerin borç yeniden yapılandırmaları, yaptırımlar ve enerji arz güvenliği politikaları artık doğrudan tahkim stratejilerini etkiliyor.
İran savaşı; Tahkim boyutu
İran merkezli jeopolitik gerilimler ise tahkim hukukunun yeni sınırını oluşturuyor. Enerji projeleri, yaptırımlar ve sözleşme ihlalleri nedeniyle İran’a ilişkin uyuşmazlıkların sayısı artıyor. Savaş ve yaptırım ortamında ortaya çıkan sözleşme fesihleri, “force majeure” ve “hardship” kavramlarının yeniden yorumlanmasına yol açıyor.
Özellikle bölgesel çatışma riskinin büyümesiyle enerji arz zincirlerinde yaşanan kırılmalar, yatırımcıların zarar hesaplamasında yeni metodolojileri gündeme getirdi. Bu nedenle jeopolitik krizlerin tahkimde yalnızca tarafları değil, hesaplama tekniklerini de dönüştürdüğünü söylemek mümkündür.
Meşruiyet tartışması derinleşiyor
Bugün tahkim hukukunun en kritik meselesi, devlet egemenliği ile yatırım koruması arasındaki dengeyi kurabilmektir. Gelişmekte olan ülkeler açısından tahkim hâlâ sermaye çekmenin güçlü bir güvencesidir ancak egemenlik tartışmaları giderek sertleşmektedir.
Bu nedenle reform tartışmaları; şeffaflık, temyiz mekanizması ve çok taraflı yatırım mahkemesi önerileri etrafında yoğunlaşıyor. Tahkim sistemi muhtemelen ortadan kalkmayacak fakat jeopolitik baskılar altında daha fazla dönüşecektir.
Fay hatlarında gezen hukuk
Bugün tahkim, küresel ekonominin en hassas fay hatlarında işliyor. Venezuela örneği devlet müdahalesinin hukuki sonuçlarını, İran dosyası ise savaşın hukuk üzerindeki etkisini ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde tahkim, yalnızca sözleşmeleri değil; küresel güç dengelerini de yansıtan bir alan olmaya devam edecektir.
